31 Mart 2009 Salı
BALONLA KAPADOKYA TURU
Yaşamın bir defa verilen bir deneyim olması çok şaşırtıcı aslında ya da adaletsiz.Oyunlarda bile en az iki hakkı olur yön tuşlarıyla sınırlıkaderi elimizde olan kahramanın.O yüzden de risk almak zor değildir.Oradaki risk de çoğu zaman ölüm riskidir.Yaşam denilen düzlemde ihtimallersonsuzdur oysa ki; tam da burada kafam karışıyor zaten. Bir kere seçebiliyorsun.Seçtiğini kıyaslayabileceğin bir önceki yaşamın ya da seçimini daha sonraki yaşamında irdeleyebilme şansın yok.Ama yaşam tecrübesi denen bişey var diyeceksiniz.Yok öyle bir şey. Tek deneyimleme şansımız olan yaşamda tecrübe denen bişey olamaz.Ancak bazen aynı olaylar bir daha başımıza gelir ve biz bir öncekindesınanmışızdır.Olay ,olayı yaşayan kişiyi de kapsar ve 20 yaşında başına gelen olay 40 yaşına geldiğinde aynı olay değildir artık.Yok yok adaletsiz değil aslında tek hakkımızın olması.Sonsuzluk denen kavramı benim de aklım almıyor. Bitmemek?git git git....eeee?kafa basmıyo bi süre sonra.Fakat iki aynayı karşılıklıtuttuğumuzda karşılaştığımız bitmeyen (sonsuz) yansımalar o kadar da şaşırtmıyor...Çünkü mantığımız alabiliyor. Yaşadığımız her saniyeyi sonsuz farklı şekilde yaşama ihtimalimiz var.O zaman iki hakkımız olsa ne olur?Üç hakkımız olsa ne olur?Hugo değil ki bu bi 6ya bas bi 8e bas bi 4e bas bi de 2 ye bitti.Lakin biter mi tuşlar hayatta? Bitmez.işte sana paradoks; istediğin sayıyı al istediğin sayıya böl sıfıra ulaşma ihtimalinyoktur.Bitiremezsin o sayıyı.Her saniyemizde de bitmez yapabileceklerimiz ve her bir hareket ilerisi için de çok farklı yollar açar.Sonsuz ihtimalli hayatta seçimlerimizin irademiz doğrultusunda olduğunu kim söyleyebilir? Ben söylerim diyenleriniz olacaktır eminim.onlara kocaman bir nah çektim(hayalgücü testi)haberiniz ola.E be evladım seni, o iradeni kullanacağınnoktaya getiren rastlantı bir kere.Daha neyi konuşuyorsun sen?Baban tohumlarını ektiği gece mevzunun tadı kaçmasın diye yan odaya okey klasiği almaya gitmek istemedi de sen iradeni kullanabiliyorsun şimdi.Ya gideydi yan odaya.? İki milyon kardeşinlebalonda kapadokya turu.E yok ben seçtim bunu. 79euro artı KDV paris gezisi vardı ben kapadokyayı seçtim.Bırak git allesen.İşte sen o zaman hangi sayıya bölersen böl sıfırı veren ihtimalsizliği imgeleyen sıfır olacaktın.yani ya hiçsindir ya da tüm ihtimalleribarındıran bitmeyen birsindir.Sabaha kadar böl bitmez.ne zaman biter? Birden bir çıktığında; yani ölünce sıfıra dönersin.Hiç doğmamış insanla ölmüş insan arasında ne fark vardır?Ölü bir zamanlar birdi tek fark bu.bu farkın bi önemi var mıdır?Ben de bişey diyemedim şimdi bunu düşünelim bi sonraki yazımıza kadar.Ödev olsun size.O değil de yazıya ciddiyetle başladık sonlara doğru cıvıttık ama tüm söylediklerim çok ciddi şeylerdir.
ADAMINA GÖRE MİZAH
Mizah denen olgu herkesin hayatında bir yer teşkil ediyor.Her insanın mutlaka günlük bir iki espri girişimi var ya da espriyle karşı karşıya kalışı.Elbette mizah sadece espri yapmaktan ibaret değil.Bazen içinde bulunulan durum,sokakta görülen bir yazı,resim vs..Yani kısacası mühim mesele mizah.Her an hayatımıza girebilir.Cevremizdeki herkesi bir şekilde tanımlarız kafamızda,adı geçtiğinde hemen canlanır bişeyler,özellikleri,yetenekleri,ne kadar ciddiye alınacağı,samimiyet derecesi hemen Ram bellekten geçiverir.Ama en önemlisi o kişinin mizah anlayışıdır.Bilirsiniz o nelere güler.Ne kadar istesem de ben istikrarlı bir espri,mizah yapısı oluşturamadım kendimde.Bunun sebebi de herkesin aynı mizah anlayışına sahip olmayışı.Boyuna ayak uydurmaya çalışıyorum,nedenini de çözemedim.Nabza göre şerbet durumları.Herkesi güldürmeyi başarcam ya,herkese göre espri var bende.Şart mı ulan eşşolusu diye hayıflanmadım da değil.Ama karakterimin ana hatları bu konuda da baskın.Her çiçekten bal alan karakterim ben.Kimileri maymun iştahlı da diyebilir varsın desinler.Ne vardı bi dalda en başarılı sen olaydın,ne vardı da şu konu dediklerinde akıllara ben geleydim,yoook olmaz her boktan anlycam ya..Futbol da oynarım,basket de,voleybol da ,tenis de vs.. ama gelgelelim hiçbirinde de ‘’ Fırat şunu da çok iyi oynar’’denmedi.İçimde yara oldu benim.İşte bu yapı doğal olarak herkese hitap etme isteği şeklinde de belirdi.Neden arkadaşım seçimlere mi giriyosun sen.Herkese de hitap etme,herkes de beğenmesin seni(elbette herkes beğenmiyo ama bendeki durum).İşte herkesin de farklı mizah anlayışı olduğundan onların yanında ben de hemen bürünüyorum onun güleceği kimliğe.Ben ‘’gonuşma len bühühüyyy’’ demiş adamım.Evet dedim ve gülündü.Reaksiyon aldım ama üzüldüm sonradan.Bazen seviyeyi çok düşürdüğüm de oluyor yalan yok.Utanıyorum rezil halimden,ne için bunlar,neden yapıyosun bunu ebe oğlan diyorum.Aklıma iyi espri anlayışı olan dostlar geliyor,beni yargılıyorlar kafamın içinde.Lan diyorum görseler beni böyle suratıma tükürürlerdi heralde.Fakat inanın ki bunları superegomun super oldugu için yapmıyorum.Elbette her hareketimizin altında egoların itici gücü vardır.Ancak benim bu durumumun sebebi bu değil sanırsam.Ya da bu.Sebebini bilmiyorum.Soytarı mıyım?Değilim.Soytarı sadece kralı güldürmeyi hedefler herkesi değil.Sanırsam gülmek benim için çok değerli ve bunu da herkesle paylaşmak hoşuma gidiyor.Ama adamına göre mizah denen gerçekle yüzleştim.Adamı kendinden uzaklaştırır.Kendinden nefret ettirir.Dikkat edelim,ortamın öne çıkan yüzü olayım derken iç hesaplaşmaya gelindiğinde söyleyecek sözünüz olmaz.
şiirimsi
çarpanlarına ayırdık hayatı
düşündük taşındık
içtik güzelleştik
kafa yorduk
yorulduk
şimdi iyi giderdi bi sevişme
bunca yorgunluğun ardından
düşündük taşındık
içtik güzelleştik
kafa yorduk
yorulduk
şimdi iyi giderdi bi sevişme
bunca yorgunluğun ardından
kısa kısa
Özelleştirdiğimiz ölçüde artar ihanet isteğimiz.Sevdikçe de nefret etme olasılığımız.Soğudukça ısınır hava hatta yakmaya başlar.-1 daha yakındır 1e sıfırdan.İkisi de 1dir biri artı biri eksi.Sıfır anlayamaz ikisini de.Eşit uzaklıkta olduğu için ikisine de.
GÜZELLEŞELİM
İçelim güzelleşelim.Güzelleşme sürecini özetliyor bu cümle.Nedir ki güzelleşmek?İçkimiz;maddeyi bırakıp manayı arayışımızdaki el fenerimiz.Maddenin de bi güzelliği yok zaten,olamaz da.Bakınca çirkinleşir,dokununca bozulur,tattın mı boktanlaşır,pis kokar,duymak istemezsin.Ama algılamak ne mümkün manayı beş duyuyla.Algılayıp da kirletmek.El değmemiş,değememiş,değdirilememiş güzellikler.Fanteziler,hayaller,anlam yükleyişler,düşünmeler,sorgulamalar,yargılamalar.Çıkılmıyor işin içinden ne olacak?Ne olacaksa olacak,değdiremedikten sonra kimse manaya maddi görevini.En iyisi içelim güzelleşelim!
SON SİGARAMSIN
Valizler yerleştirilmiş artık bagaja.Artık gidecek sevdiğimiz,alıştığımız kişi.Hiç sarılmak gelmemişti içimizden yanımızda olduğu süre boyunca.Ama şimdi gidecek bir süreliğine belki de hiç gelmemeye.Winston yazısına gelmeden sigarasını söndüren ben,son sigaramı filtresi yanana kadar içtim.2 tane olsa üstüste yakardım belki de.Bitiyordu çünkü sigara daha votkam bitmemiş uykum da gelmemişken.Uğurlarken birilerini, otogarda kolladığımız sarılma zamanı gibi kolladım uykumun kalkış saatini ve ona göre yaktım son sigarayı.
Her şeyin sonu tatlı gelir insana.Biraz da farkındalık meselesi bu.Bilmekle ilgili.Bilirsin o gecenin son gece olduğunu ve bir başka sarılırsın sevgiliye.Son duble rakıyı içmek de bir başkadır.3 aylık ömrü kalmış insanın son günlerini eğlenerek,neşeli geçirmesi,artık kalkılması gerekn meyhanede içtiğin son duble rakının bir dikişte içilmesi gibidir.Parası çıksın hayatın.İşte bundandır son anların kıymeti.Bir dikişte sarılırız otogarlarda,bir nefeste koklarız doyasıya filtresine kadar içmek gibi sigarayı.Eee kıymetini bileydin gitmeden demeyeceğim elbette.Sevdiklerimizin kıymetini onlar yanımızdayken anlamalıyıza da bağlamayacağım sözü merak etmeyin.(Kim merak ediyo ki.Yazı içsel başladı okura hitap etmeye döndü.Merak etmeyinmiş.Bir de yazının çıkış noktaları bitti ıkınma safhasına geldik-ama burdan sonrasını da ıkınılmış yazı okuyorum farkındalığıyla okumazsanız sevinirim-)Konumuza dönelim.O son sarılış hıyarlığımızdan değil bence.O anların başka bir büyüsü,hazzı var.Filmin finalini yaşamak arzusu.En can alıcı sahnedir orası çünkü.Otobüsün kapısı kapanır ya da kalp ritim cihazı düz çizgi göstermeye başlar ve o final hatırlatır en duygusal biçimiyle finale nasıl gelindiğini.O final değerli kılar geçen zamanları.Anlam yükletiverir bir anda.Yani sonları bu kadar büyülü kılan kendileri değildir aslında. e şıkkı gibidir,en çok akılda kalan.a,b,c,d anlatır herşeyi tüm ayrıntısıyla ama biz e şıkkına tav oluruz.(şık konusu açılmışken bir de yazıyı nerde bıraksam şık durur olayı var da ona hiç girmiyim.)
Her şeyin sonu tatlı gelir insana.Biraz da farkındalık meselesi bu.Bilmekle ilgili.Bilirsin o gecenin son gece olduğunu ve bir başka sarılırsın sevgiliye.Son duble rakıyı içmek de bir başkadır.3 aylık ömrü kalmış insanın son günlerini eğlenerek,neşeli geçirmesi,artık kalkılması gerekn meyhanede içtiğin son duble rakının bir dikişte içilmesi gibidir.Parası çıksın hayatın.İşte bundandır son anların kıymeti.Bir dikişte sarılırız otogarlarda,bir nefeste koklarız doyasıya filtresine kadar içmek gibi sigarayı.Eee kıymetini bileydin gitmeden demeyeceğim elbette.Sevdiklerimizin kıymetini onlar yanımızdayken anlamalıyıza da bağlamayacağım sözü merak etmeyin.(Kim merak ediyo ki.Yazı içsel başladı okura hitap etmeye döndü.Merak etmeyinmiş.Bir de yazının çıkış noktaları bitti ıkınma safhasına geldik-ama burdan sonrasını da ıkınılmış yazı okuyorum farkındalığıyla okumazsanız sevinirim-)Konumuza dönelim.O son sarılış hıyarlığımızdan değil bence.O anların başka bir büyüsü,hazzı var.Filmin finalini yaşamak arzusu.En can alıcı sahnedir orası çünkü.Otobüsün kapısı kapanır ya da kalp ritim cihazı düz çizgi göstermeye başlar ve o final hatırlatır en duygusal biçimiyle finale nasıl gelindiğini.O final değerli kılar geçen zamanları.Anlam yükletiverir bir anda.Yani sonları bu kadar büyülü kılan kendileri değildir aslında. e şıkkı gibidir,en çok akılda kalan.a,b,c,d anlatır herşeyi tüm ayrıntısıyla ama biz e şıkkına tav oluruz.(şık konusu açılmışken bir de yazıyı nerde bıraksam şık durur olayı var da ona hiç girmiyim.)
PİKNİk
Hava nerdeyse kararmıştı.Araba bozuk yolda hızlı gidemiyordu.Gunduz giderken kıvrak direksiyon hareketleriyle pas geçilen çukurlara girip çıkarken piknik koktuğumu farkettim.Mangalın isiyle bütünleşen montumun kokusuyla içilen rakının ağzımdan çıkan esintisi harmanlanmıştı.Resmen piknik kokmuştum.Cebimi yokladım,pakette üç dal sigara kalmış.Sonra kokumu bir daha çektim içime ve gözlerim doldu,ağlayacaktım nerdeyse.Çünkü babam olmuştum.
Top oynadıktan sonra kan ter içinde ısırılan köfte ekmek,rakının gidişatını kollayan babanın bakışı,arabadan gelen ibrahim tatlısesin sesi,7'de galatasaray maçı(iyi gol olmamış daha),akran çocuğun üşüyen annesi...Çocukluğuma dair hüzünlerimin bazıları.Bunlar aklıma geldiğinde neden hüzünlenirim bilmem.Galiba hüznün mutlu tarafı hep ağır basar.Aklıma gelenler kavgalar,kırılan tabaklar,'bağırma bana'lar değil.
Artık köftesi az dometesi bol ekmeği ısırıp rakıdan yudumlayan bendim.Üstelik de babamdan aldığımda iğrendiğim o piknik kokusu benim üstümdeydi.(bi de sarhoş olur öpmek ister seni,kalender çocuksun ama kokudan rahatsızlığını belli etmeden sıvışırsın) Ne çok kızardım babama,ne çok eleştirirdim sonra.Suçlu aramaktı tek çıkar yolum.Genelde de babamı suçlardım mutsuzluklarımdan.En güçlümüz oydu,o başaçıkabilirdi suçlamalarla.Onu anlayamıyordum,anlamayı da denememiştim sanırsam.Nefret ederdim heyecanlı,vurgulu,yuksek sesle şiir okuyuşundan.Şarkılara eşlik eden kötü sesinden.Rakı kokan berbat nefesinden.Eve kadar tutamayıp yol kenarlarına işemesinden.Nefret ederdim türk filmlerine ağlamasından.Şimdi okuduğu kitapları ben okuyorum,henüz sayfanın başındayken sayfanın ortasındaki altını çizdiği cümleye gözüm kayarak.Şarkılar söylüyorum bağırarak.Berbat kokuyor nefesim rakıdan.Yol kenarlarına işemek en büyük zevkim.Ve ağlıyorum türk filmlerine hem de hıçkırarak.Seni şimdi anlıyorum baba üstüm piknik kokarak.Seni özlüyorum baba,rakı kokunu,batan bıyığını.Seni seviyorum baba,yakıştıramıyorum parfüm kokan kravatlı halini şair ruhuna.Hep piknik kok baba..
Top oynadıktan sonra kan ter içinde ısırılan köfte ekmek,rakının gidişatını kollayan babanın bakışı,arabadan gelen ibrahim tatlısesin sesi,7'de galatasaray maçı(iyi gol olmamış daha),akran çocuğun üşüyen annesi...Çocukluğuma dair hüzünlerimin bazıları.Bunlar aklıma geldiğinde neden hüzünlenirim bilmem.Galiba hüznün mutlu tarafı hep ağır basar.Aklıma gelenler kavgalar,kırılan tabaklar,'bağırma bana'lar değil.
Artık köftesi az dometesi bol ekmeği ısırıp rakıdan yudumlayan bendim.Üstelik de babamdan aldığımda iğrendiğim o piknik kokusu benim üstümdeydi.(bi de sarhoş olur öpmek ister seni,kalender çocuksun ama kokudan rahatsızlığını belli etmeden sıvışırsın) Ne çok kızardım babama,ne çok eleştirirdim sonra.Suçlu aramaktı tek çıkar yolum.Genelde de babamı suçlardım mutsuzluklarımdan.En güçlümüz oydu,o başaçıkabilirdi suçlamalarla.Onu anlayamıyordum,anlamayı da denememiştim sanırsam.Nefret ederdim heyecanlı,vurgulu,yuksek sesle şiir okuyuşundan.Şarkılara eşlik eden kötü sesinden.Rakı kokan berbat nefesinden.Eve kadar tutamayıp yol kenarlarına işemesinden.Nefret ederdim türk filmlerine ağlamasından.Şimdi okuduğu kitapları ben okuyorum,henüz sayfanın başındayken sayfanın ortasındaki altını çizdiği cümleye gözüm kayarak.Şarkılar söylüyorum bağırarak.Berbat kokuyor nefesim rakıdan.Yol kenarlarına işemek en büyük zevkim.Ve ağlıyorum türk filmlerine hem de hıçkırarak.Seni şimdi anlıyorum baba üstüm piknik kokarak.Seni özlüyorum baba,rakı kokunu,batan bıyığını.Seni seviyorum baba,yakıştıramıyorum parfüm kokan kravatlı halini şair ruhuna.Hep piknik kok baba..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)